Ana Sayfa GÜNDEM Vatan Partisi Öncü Kadın’dan ‘yoksulluk nafakası’ açıklaması

Vatan Partisi Öncü Kadın’dan ‘yoksulluk nafakası’ açıklaması

32 views
0
Abone Ol

Vatan Partisi Öncü Kadın Genel Başkanı Meltem Ayvalı, kamuoyunda sıkça tartışılan ve Dördüncü Yargı Reformu Paketi ile yeniden gündeme gelen “yoksulluk nafakası” düzenlemesine ilişkin basın açıklaması düzenledi.

Ayvalı’nın açıklaması şöyle;
Değerli Basın Mensupları,

Değerli Türk Milleti,

Bilindiği üzere, Adalet Bakanlığı yoksulluk nafakası için 2 yıl alt, 6 yıl üst sınır öngören bir öneri üzerinde çalıştığını ilan etti. Yoksulluk nafakası, “süresiz nafaka” ismiyle kamuoyunda sürekli tartışılıyor. Bu hafta basına yansıyan haberlerden, 4. Yargı Reformu Paketinde nafaka düzenlemesinin yer alacağını öğrendik.Vatan Partisi Öncü Kadın olarak, uzunca bir süredir konuyu derinlemesine inceliyoruz. Geniş katılımlı toplantılarla yoksulluk nafakasını bütün boyutlarıyla tartıştık. Aile hâkimlerinin, avukatların, sosyal hizmet uzmanlarının, demokratik kitle örgütü temsilcilerinin, kadın örgütü temsilcilerinin ve nafaka mağdurları adıyla örgütlenen platform temsilcilerinin katıldığı bir çalıştay düzenledik. Bütün görüş ve verileri titizlikle değerlendirdik.

Mevcut durum hakkında kısaca bilgi vermek gerekirse; hukukumuzda yoksulluk, tedbir, iştirak ve yardım nafakaları olmak üzere dört ayrı nafaka türü bulunmaktadır. Tartışmalara konu olan nafaka türü yoksulluk nafakasıdır. Ancak bu tartışmalarda kimi zaman bilinçli olarak kimi zaman ise bilgi eksikliğinden; yoksulluk nafakası, iştirak nafakası yani çocuk için verilen nafaka ile karıştırılmakta ya da bununla birleştirilmektedir.Türk Medeni Kanunu’nun yoksulluk nafakasını düzenleyen 175. maddesi ise şöyledir: “Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir.”

Türk Medeni Kanunu’nun 176. maddesi gereği “İrat biçiminde ödenmesine karar verilen nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü hâlinde kendiliğinden kalkar; alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi hâlinde mahkeme kararıyla kaldırılır. Tarafların malî durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hâllerde iradın artırılması veya azaltılmasına karar verilebilir.”Bu hukuki gerçekliğe ve pratik sonuçlarına dayanarak vurgulamak istediğimiz noktalar şunlardır:

1- NAFAKA DÜZENLEMESİ, CUMHURİYETİN GETİRDİĞİ 94 YILLIK MEDENİ HUKUKUN YARGISAL İÇTİHATLARLA KÖKLEŞMİŞ BİR KURUMUDUR.Medeni Kanun, Cumhuriyet ile birlikte kadını toplumsal olarak erkekle eşit biçimde var eden bir kanun olarak, nafaka hükümleri öngörmektedir. Yerleşmiş yüksek mahkeme kararları bu konuda oldukça büyük tecrübelerden çıkmıştır. Anayasa Mahkemesi de süresiz nafakanın Anayasa’ya aykırı olmadığına karar vermiştir.
2- MEVCUT DÜZENLEME “SÜRESİZ NAFAKA” OLARAK ADLANDIRILMIŞSA DA İÇERİK OLARAK “BELİRSİZ SÜRELİ NAFAKA” SÖZ KONUSUDUR.Mevcut düzenleme “süresiz nafaka” olarak adlandırılmış olmakla birlikte içeriğine bakıldığında aslında “belirsiz süreli nafaka” olduğu, yani koşullar değişmediği sürece geçerli olabileceği anlaşılmaktadır. Çünkü yoksulluk nafakası, nafaka alacaklısının yeni bir evlilik yapması ile kendiliğinden kalkar. Nafaka alacaklısının bir başkası ile fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi nedeniyle mahkeme tarafından kaldırılabilir. Nafaka borçlusunun kendisinin ya da nafaka alacaklısının mali durumunda değişiklik olduğunu kanıtlaması halinde yine mahkeme kararıyla azaltılabilir. Yargıtay kararları bu açıdan incelendiğinde talebin varlığı ve şartların oluşması halinde nafakanın azaltıldığı ya da kaldırıldığı görülmektedir.
3- MEVCUT DÜZENLEME KADIN ERKEK EŞİTLİĞİ ÜZERİNE KURULUDUR.Yasada “boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek tarafın” nafaka talep hakkı düzenlenmiştir. Cinsiyet ayrımı yoktur. Erkek de kadından nafaka isteyebilmektedir.Bu durumda sorulması beklenen en temel soru kanımızca şudur: Boşanma yüzünden neden kadın yoksullaşmaktadır? Neden ağırlıklı olarak kadın eş nafaka almaktadır? Çünkü kadın ekonomik olarak güçsüz bırakılmaktadır.İşte tam da bu nedenle; yoksulluk nafakası ihtiyacının toplumsal yapımızdan kaynaklandığı unutulmamalı, özellikle kadının çalıştırılmaması nedeniyle boşanma sonucunda ortada kalabildiği gerçeğinden kopulmamalıdır. Çoğu evde, çocuk ve yaşlı bakımı ile diğer ev içi hizmetlerin yalnızca kadının sorumluluğu olarak görülmesi nedeniyle kadın kamusal alanda yeterince yer alamamaktadır. Eğitim imkanlarından eşit biçimde faydalanamayan, erken yaşta evlendirilen ve daha birçok nedenle çalışma yaşamında varlık gösteremeyen binlerce kadın ekonomik bağımsızlığa sahip olamamaktadır. Nafaka alacaklısının daha ziyade kadın olması, bu toplumsal gerçekliğe dayanmaktadır.Nafakanın kaldırılması şöyle dursun, ekonomik şartların ağırlaştığı günümüzde kadını korumak için ek önlemlerin alınması dahi düşünülmelidir. Kadın ile erkek arasında yasalar önündeki eşitlik toplumsal yaşama da tam olarak yansıdığında, nafaka sorunu zaten ortadan kalkacaktır.
4- AİLE HÂKİMİ TAKDİR YETKİSİNİ HAKKANİYET İLKESİNE UYGUN OLARAK KULLANMAKTADIR.Mevcut uygulamada, nafaka miktarı mahkeme tarafından Türk Medeni Kanunu’nun 4. maddesi gereği hakkaniyet ilkesine uygun olarak belirlenir. Nafaka miktarı belirlenirken nafaka talep eden eşin ihtiyaçları kadar, diğer eşin mali gücü de dikkate alınır.Hâkimin takdir yetkisinin sübjektif olarak kullanıldığı iddiası doğru değildir. Tarafların ekonomik ve sosyal durum araştırmaları her dosyada mutlaka yapılmakta, kusurları değerlendirilmekte ve dosya kapsamında yapılan incelemeler ışığında hâkim takdir yetkisini kullanmaktadır.Üst mahkemelere itiraz hakkı bulunduğundan, takdir yetkisinin kullanılmasında yapılan bir hata varsa yine yargı içinde çözülebilmektedir. Diğer yandan uygulamada yaşanan aksaklıkların Aile Mahkemelerinin iş yükünü azaltacak önlemler, meslek içi eğitimler gibi yöntemlerle en aza indirilmesi mümkündür.Hâkimin takdir yetkisinin kaldırılması ve nafakanın süre ile sınırlanması halinde, haksızlıklara ve büyük mağduriyetlere neden olunacak, her olayın kendine özgü durumu incelenemeyecektir.
5- NAFAKAYI BİR CEZA YA DA NAFAKA BORÇLUSUNU MAĞDUR OLARAK TANIMLAMAK DOĞRU DEĞİLDİR.Yoksulluk kadının taşıyacağı bir marifet olmadığına göre, nafaka ödeme zorunluluğu da bir ceza olarak değerlendirilemez. Yargıtay kararlarında ifade bulduğu gibi, evlilik birliğinde eşler arasında geçerli olan dayanışma ve yardımlaşma yükümlülüğünün, evlilik birliğinin sona ermesinden sonra da kısmen devamı niteliğinde olan yoksulluk nafakasının özünde, ahlaki değerler ve sosyal dayanışma düşüncesi yer almaktadır.İnsanlar bir ömür boyu süreceği inancı ile evlenirler. Evliliğin sona ermesinde daha ağır kusurlu olan tarafın, yasanın aradığı diğer koşullar da varsa nafaka borcu altına girmesi hukuka uygun bir sonuçtur. Bu nedenle nafaka borçlusunun nafaka mağduru olarak kabulü doğru değildir.Nafaka tartışmalarında dile getirilenlerin bir kısmı bireysel olarak yaşanan bazı mağduriyetleri ifade ediyor olsa dahi genel gerçeklikten oldukça uzak görünmektedir. İstisnai durumlara bakarak geneli etkileyecek değişiklikler yapmak yeni sorunlar doğurur. Uygulama hatalarından kaynaklanan bu gibi durumların en aza indirilmesi ise mevzuatta değişiklik yapılması ile değil, yargılama sürecinin işleyişini daha etkin kılacak önlemler alınarak sağlanır.Yoksulluğu ortadan kaldırmak devletin görevidir. Ancak yoksulluk nafakasını ödemek, bazı kesimlerin önerdiği gibi devletin sorumluluğu olarak kabul edilemez.
6- HÜKMEDİLEN YOKSULLUK NAFAKASI MİKTARLARI İDDİA EDİLDİĞİ GİBİ YÜKSEK DEĞİLDİR VE NAFAKAYA ERİŞİM AYRI BİR SORUNDUR. Tanınmış bazı isimlerin ödediği uçuk miktarlar ya da istisnai bazı örnekler üzerinden yapılan genellemeler kamuoyunu yanlış yönlendirmektedir. Genele bakıldığında hükmedilen nafaka miktarları çoğu zaman kadınların hayatını idame ettirmesi için yeterli olamamaktadır. Kadının zenginleşmesine yol açma ihtimali de yoktur.Adalet Bakanlığından beklentimiz; miktarı başta olmak üzere nafaka ile ilgili istatistikleri hazırlaması ve milletimizle paylaşmasıdır.Diğer yandan kadınlar hükmedilen nafakayı almakta oldukça zorlanmaktadırlar. Evlilik içinde şiddet görmüş olan kadın şiddetin devamından korkarak nafakayı icraya koymaktan çekinebilmektedir. Nafaka alacaklısı birçok kadın ise, alacağına ulaşabilmek için 2-3 ayda bir şikâyet yoluna başvurmak zorunda kalmaktadır.
7- MEVCUT KOŞULLAR DEĞİŞMEDEN NAFAKANIN SINIRLANDIRILMASI SAKINCALIDIR.Ülkemizde yoksulluk nafakasından yararlananların çoğunlukla kadınlar olmasından yola çıkılarak bunu “kadınlara sağlanmış haksız bir ayrıcalık” ve “kadınları boşanmaya özendiren bir durum” gibi göstermek büyük yanlıştır. Nafaka alan tarafın genellikle kadın olmasının nedeni kadınların bağımsız tercihleri değildir. Ülkemizde kadının eğitim durumu ve ekonomik durumudur.Bugün artık yasal bir engel kalmadığı halde birçok kadının çalışması hala kocasının iznine tabidir. Evde geleneksel işbölümünün değişmemesi ve ev işleri ile çocuk bakımının tamamen kadının sorumluluğu olarak kabul edilmeye devam etmesi de doğal olarak kadının çalışmasını engelleyicidir. Yıllarca ev dışında çalışma hayatı olmayan kadınlar boşanma durumuna geldiklerinde aranan iş deneyimine sahip olamadıkları için iş bulup çalışma imkânından yoksun kalabilmektedir.Özellikle küçük yerleşim yerlerinde boşanmış kadınların üzerinde hala ciddi toplumsal baskılar olabilmektedir. Bu nedenle kadının dışarıda bağımsız bir çalışma hayatı olması, yeniden bir evlilik yapması, kendi ayakları üzerinde durduğu bir yaşam kurabilmesi ve kendini koruyabilmesi boşanmış bir erkeğe göre daha güçtür. Çok kısa sürmüş olan evliliklerde dahi kadın evlenip boşanmış olmanın sosyal ve ekonomik olumsuzluklarından etkilenmektedir.Kadın çoğu zaman zor iş bulmakta, iş hukuku anlamında kadının çalışması için gerekli olan kreş, emzirme izni, doğum izni gibi müessesseler de fiilen etkin olarak uygulanmamaktadır.Yasalardaki eşitliğin toplumsal hayatta tam olarak uygulanamaması nedeniyle pek çok kadın kendi ayakları üzerinde durabilecek koşullara sahip olamadığı için nafakaya ihtiyaç duyan taraf olmaktadır. Bu nedenle nafakanın sınırlandırılması girişimleri kadınları yoksullaştırmaya yönelik riskler taşımaktadır.Temeli sevgi ve saygıya dayalı olması gereken evlilik kurumunu taraflar için çekilmez hale getirmiş olan koşulların varlığı halinde, kadın ya da erkeğin boşanma kararını ekonomik kaygılardan bağımsız olarak verebiliyor olması gerekir. Nafakanın kaldırılması ya da süre ile sınırlandırılması, evlilik her açıdan tükenmiş olsa dahi ekonomik kaygılar nedeniyle kadınlar yönünden boşanma kararı vermeyi zorlaştıracak önemli bir etken olur. Kadını; şiddet, sadakatsizlik ve buna benzer olaylara tahammül göstermek zorunda bırakır.
8- NAFAKA SÜRESİ VE MİKTARINI AZALTMAK YERİNE KADINLARIN NAFAKAYA İHTİYAÇ DUYMAYACAĞI KOŞULLAR SAĞLANMALIDIR.Nafakayı belirli bir süre ile sınırlamak çözüm değildir. Önemli olan kadının üretime ve çalışma hayata katılımının önündeki engelleri kaldırmaktır.Toplumun yarısı olan kadınların boşanma halinde toplumun diğer yarısı olan erkeklere maddi olarak “külfet” olmamasının yolu kadını güçlendirmekten geçmektedir. Yapılması gereken nafaka süresi ve miktarını azaltmak değil, kadını nafakaya muhtaç olmayacak düzeye getirmektir. Bu ise yasalardaki eşitliğin bilinçlere de her anlamda yerleştirilmesi, kız çocuklarının erken evliliklerden korunması ve eğitim imkânlarından eşit oranda yararlandırılması, bu imkânlardan yararlanamamış kadınlarımızın kurslar ve benzeri yollarla meslek edinmelerinin sağlanması, kadın istihdamına ve kadın girişimciliğine yönelik teşviklerin artırılması, çalışma saatleri ile uyumlu, ücretsiz ve erişilebilir kreş imkânının sağlanması, kadın çalışanların ücretlerinde ayrımcılığa gidilmesinin önüne geçilmesi gibi yapısal çalışmalarla mümkündür. Kadın güçlenirse aile güçlenir, kadın güçlenirse toplum güçlenir.
SONUÇ OLARAK;

Aktardığımız tespit ve değerlendirmeler doğrultusunda; yoksulluk nafakası konusunda yeni bir yasal düzenlemeye ihtiyaç olmadığını, mevcut düzenlemenin ülke gerçeklerine ve toplumsal ihtiyaçlara uygun olduğunu, asıl amaç ve çabanın yoksulluğun ve eşitsizliğin ortadan kaldırılmasına yönelik olması gerektiğini kamuoyuna saygı ile duyururuz.

Meltem Ayvalı
Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı
Öncü Kadın Genel Başkanı

Abone Ol
Önceki İçerikMHP’den Ali Babacan’a tepki: HDP’den doğacak bölücülük boşluğuna talip olduğunu göstermiştir
Sonraki İçerikAli Babacan’a geçmişi hatırlattı! Hangi akrabasını göreve getirmişti?

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz