Ana Sayfa / Gündem / Selcan Taşçı: “Zorunlu milliyetçilik” Müstemlekeciliği bitirir mi!

Selcan Taşçı: “Zorunlu milliyetçilik” Müstemlekeciliği bitirir mi!

AB’nin ekonomik tehditlerine cevap, Sağlık ve Turizm eski Bakanı Bülent Akarcalı‘dan geldi.

Soruyor:

“Türkiye mi AB’den, yoksa  AB mi Türkiye’den yararlanıyor?”

***

“- Gümrük Birliğine giriş tarihimizden bugüne, dış ticaretimizde ki AB lehine toplam dış açık miktarını,

–              AB menşeli sermaye ve ülkelerine yaptıkları kâr transferi miktarını,

–              Bu firmaların Türk pazarına girdikleri tarihten itibarenki büyümeleri ve bu büyümenin hisse senetleri değer artışına katkılarını,

–              Cumhuriyet döneminde Duyun-u Umumiye borçları bile ödenmiş iken, alınmış kredilerin hepsi kuruşu kuruşuna geri ödenmiş iken, uydurulan risk kriteriyle, 50 yıldır Türkiye’yi yüksek faiz ile kredilendirerek elde ettikleri haksız ve fahiş faiz miktarını hesaplarsak, kim daha kazançlı çıkar acaba?”

Mesela;

Her ithal araç o ülkeden getirilecek ucuz krediyle satılacaktır’ dersek ne olur?”

***

Devam ediyor Akarcalı:

Güçlü finans imkanlarına sahip ülkelerin araçlarına hem para ödüyoruz hem de kendi dar kredi imkanlarımızı kullanıyoruz. Sonra da beyefendiler lütfedip bize, uydurulan ve olmayan bir ülke riski zammı ekleyip, fahiş faizle kredi veriyorlar.

50 yıldır, dış borçlanmaya bir AB ülkesine kıyasla en az % 3 – 4 puan daha fazla faiz ödedik. Hesabını yapsak kaç on milyarlarca dolar-avro eder…

Bankalarımız bunu marifetmiş gibi “dışardan şu kadar kredi temin ettik” diye veriyor. Oysa para da bir üründür. Fiyatı faizdir. Satan bize değil, satın alarak biz satana lütufta bulunuyoruz!”

***

Hazır iktidar sahipleri göstermelik de olsa “zorunlu milliyetçilik” yapıyorken, yani zemin müsaitken, Akarcalı’nın dediği gibi biri çıkıp da bu konuları akademik disiplin içinde sunsa, her tehditten sonra “yandım anam” diye veryansın etmek yerine AB’ye “pabucun pahalı olduğunu” hissettirse, böyle pervasız sömürülebilir mi Türkiye!

***

CİĞER MESELESİ

——

Melih Aşık, yerinde bir öneri sundu geçenlerde:

“Belli yaşın üzerindeki gazetecilere yılda bir kez bilgisayarlı tomografi çektirmeleri için imkân sağlanmalı. Ücreti de atla deve değildir…”

Meslek hastalığı diye bir şey var;

Ve yazık ki, öyle görünüyor ki adını anmaktan hiç haz etmediğimiz “o menhus hastalık” bizim mesleğinki.

Ve nedense, Melih Ağabey’in de dediği gibi hep ciğerimizden vuruluyoruz ona.

Bunca ciğersize, sinmiş, pusmuş milyonlar adına bir avuç gazetecinin ciğeri kalkan oluyor ya;

Ondan zahir!

***

Ne diyeyim…

Tıp Fakültesi öğrencisini eğitimini tamamlamak için inşaatta amelelik yapmak zorunda bırakan, belki cerrah olacak milimetrik kesiklerle hayat kurtaracak parmaklara beton bloklar taşıtarak nasır tutturan “sosyal devlet” maskeli adaletsiz, rantiye düzeni utansın!

***

Hepsi mi sahte diplomalı

——

Olay İstanbul’da yaşandı.

Avrupa yakasında ünlü bir özel hastanede.

Şiddetli kulak ağrısından şikayetçi olan yakınım muayene için hastanenin kulak-burun-boğaz servisine gitti. Uzman doktor uzun uzun muayene etti, “hiçbir şeyin yok” dedi. Yakınım, hastanenin yüklü muayene ücretini ödedi ve doktorun teşhisine güvenip işine geri geldi.

Ağrısı daha da şiddetlendi.

Ertesi gün biraz daha.

Derken yüzünün bir yanı dokunulamaz hale geldi ve gecenin bir vakti can havliyle acil servise attı kendini. İki gün önce de muayene olduğunu ve hiçbir şeyinin olmadığı söylenerek eve yollandığını söyleyince acildeki doktorun tepkisi:

–              Nasıl muayene etmiş, bu nasıl doktor, her yeri iltihap sarmış, nasıl görmez?

Biz de bunu merak ediyoruz:

Nasıl görmez?

Bu nasıl doktor, bunun için pek çoğu nasıl doktorlar sahi?

Sahte diplomalı mı hepsi?

Yoksa bu amiyane tabirle “kasap” tipi modeller mahalle üniversitelerinde, “merdiven altı” denilebilecek tıp fakültelerinin mi eseri?

Alınlarında yazmıyor ki, kime emanet edeceğiz canımızı?

***

Rahmet… Sabır… Başsağlığı…

——

Mucize bekliyordu doktorları…

Lakin…

Hayat, mucizelerle dolu bir peri masalı değil işte…

Eğer öyle olsaydı…

Zannediyorum, Hülya Sancaklı, o tabancayı zaten hiç başına dayamazdı.

Nereden baksanız çok acı.

Allah, Hülya Sancaklı’ya rahmetini esirgemesin, eşine, evlatlarına sabır versin, güç versin; başsağlığı dilerim.

Kaynak: “Zorunlu milliyetçilik” Müstemlekeciliği bitirir mi! – Selcan TAŞÇI

Bu Haberler ilginizi Çekebilir...

Özcan Yeniçeri: Referandumu kim kazanacak?

İktidar ve iş birlikçileri referandum sonuçlarını şimdiden ilan etmiş durumdalar. Kimisi siyasi partilerin aldıkları oyları …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir