21 Ağustos 2017 , Pazartesi
Ana Sayfa / Medya / Ahmet Takan: Cizre’de “PKK mahkemesi”nde yargılanan müfettişler…

Ahmet Takan: Cizre’de “PKK mahkemesi”nde yargılanan müfettişler…

Şırnak’ta merkezde geçtiğimiz Cumartesi günü açık öğretim sınavına giden 2 uzman çavuşun terör örgütü PKK tarafından kaçırıldığına dair haberler kamuoyuna yansıdı.

Bölgede olan ve yaşananların çok çok azının duyulduğunu tekrar etmek lazım!.. Öğretmenlerin telefon mesajı ile ilçeyi terk ettirildikleri gün (Pazar) Cizre’de -akıl almaz diyeceğim acı bir tebessüm edeceksiniz- skandal yaşandı. Akşam üstü saatlerinde, Anadolu Üniversitesinden, Eskişehir’den, hafta sonunda açık öğretim sınavlarına müfettiş olarak görevlendirilen 2 öğretim üyesi servis otosu ile Şırnak’a dönmek üzereyken PKK tarafından çevriliyor. Servis otosu Şırnak Üniversitesine ait. Öğretim üyeleri Cizre’deki ‘PKK mahkemesi’ne çıkarılıyor. Yargılama başlıyor. Öğretim üyelerinden biri cüsseli ve sakallı olduğu için “Sen IŞİD’ci misin?” diye sıkıştırılıyor. Niye Cizre’ye geldiklerini ve kim olduklarını anlatmaya çalışan öğretim üyelerinin kimlik kontrolleri yapılıyor ve ardından “karar” açıklanıyor;

“Şırnak Üniversitesi’nin servis otosuna el konulmasına, öğretim üyelerinin serbest bırakılmasına…”

Bu olay daha akşam karanlığı çökmeden “herkesin” ne olup bittiğini bildiği halde gerçekleşiyor. Güvenlik güçleri yargılamaya müdahale edemiyor. Ancak ,”PKK mahkemesi” şahısları serbest bıraktıktan sonra güvenlik güçleri “yoğun” (!) önlem alarak öğretim üyelerini Şırnak’a getiriyor ve daha sonra Bitlis üzerinden bölgeden sağ salim çıkarıyor. Şırnak Üniversitesine ait servis otosu ise hala “mahkeme kararı” (!) yüzünden terör örgütü PKK’nın elinde.

Şırnak’ta, Cizre’de,Silopi’de “PKK mahkemeleri” belediyelerin içinde, odalarda…

Şırnak merkezde 3 mahalleye hala girilemiyor. Sadece hendekler değil terör örgütü bariyerlerde kurmuş…

Vali, Emniyet Müdürü, bilumum devlet görevlisi neler olduğunu biliyor. Ama acı tablo bu!..

Şimdi sokağa çıkma yasağı ile birlikte “çözüm süreci”nden evirilenler yeni bir mücadele yönteminden bahsediyorlar. “Mücadele” yi de roket atarlı teröriste “gazlı müdahalede bulunun” talimatı veren yöneticilerle yapacaklar!..

“Çözüm süreci” nde Cizre’de YDG-H’ın geçit törenlerine “üç- beş heyecanlı genç” olarak bakanlar, operasyon yapılmasını engelleyenler, hastalığa erken teşhis konulmasına rağmen tedaviyi engelleyenler, örgütün bugün Cizre’de bu noktaya kadar güçlenmesinin esas failleri değil mi?.. Yine aynı yönetim, bugün Cizre’yi, geçmişte yaptırmadıkları operasyonları yanlış bir format ve içerikle hayata geçirerek içinden çıkıl(a)maz bir kaosa doğru mu sürüklüyor?. Kısacası baştan sona hatalarla dolu “süreç”, yanlış yönetilen bir mücadele sürecine dönüşürse, bu 2 yanlışın birleşmesinden bölgesel bir kaosun doğduğunu, bu kaosun da PKK için en güzel yaşam arazisi haline geldiğini mi göreceğiz?..

Tabi ki, devlet, egemenlik şartının bir gereği olarak kendi topraklarında her alanı kontrol etmek isteyecektir ve etmesi gerekir. Bunun için şehirlerde kapsamlı operasyon yapılması şart ise bu da yapılmalıdır mutlaka. Ancak, “çözüm süreci”nde veya KCK operasyonlarında polise veya askere operasyon konusunda kırk dereden su getirtenler, bugün “Oslo’da, İmralı’da, Erbil’de görüştüğüm çözüm ortağımı, vurun, yıkın, yok edin ..” moduna neden geçtiklerini sormadan edemiyor insan!..

Cizre’de kapsamlı bir operasyon yapılacak. Ama nasıl? Daha önceden yapılanların genişletilmiş versiyonu mu olacak bu operasyon dalgası? Veya; Sur, Silvan, Nusaybin pratikleri gibi mi olacak? Bilemiyoruz… Ancak her operasyon bir önceki operasyonun daha genişletilmiş versiyonu olarak devam ettiği, ne acıdır ki örgütün her ara dönemde daha fazla alana yayıldığını görüyoruz. Devlet vuruyor, örgüt geri çekiliyor, devlet biraz ara verince örgüt daha fazla palazlanarak tekrar alana hakim oluyor. Bu kısır döngü Cizre’nin ve tüm bölgenin kaderi haline geldi. 2013 yaz aylarında üzerlerinde siyah YDG-H tişörtleriyle yürüyüş yapan, yemin töreni düzenleyen gençler artık ellerinde molotof, EYP, hatta kaleş taşımayı maharet olarak görmüyor, roket veya kanas taşımak onlar için “şehir gerillası” olmanın etiketi haline gelmiş durumda.

2011 yılında KCK operasyonlarıyla birlikte Cizre’de molotof yapacak kimse kalmayınca Diyarbakır’dan ithal rehber eylemciler gelmek zorunda kaldığını hatırlatmakta fayda var bu süreçte. Gelinen noktada ise yaşanan ve yaşanacağına kesin gözüyle bakılan çatışmalar nedeniyle Cizre’den, Silopi’den insanların şehri tahliye etmeye başladığını, buralardan ümidi tamamen kesenlerin şehir savaşından kaçarken getto sorununun merkezini yani Mersin’i tercih ettiğini, öğretmenlerin otogara hücum ettiklerini, ancak buranın örgüt kontrolünde olması sebebiyle mecburen geri döndüklerini, gidecek yeri olmayanların erzak stokladığını, kafileler halinde asker ve polislerin takviye olarak gelmeye devam ettiği, ağır silah ve cephanelerin Cizre ve Silopi’ye yığıldığı, örgütün de bir meydan muharebesi edasında halka silah dağıtmaya devam ettiğini öğreniyoruz.

Bölgede oyun içinde oyunlar oynanırken kapsamlı operasyonlar her yönüyle çok iyi planlanmalı ve sonucun nereye gideceği çok iyi hesaplanmalıdır. Devlet içinde dağınıklıklara ve görüş ayrılıklarına bakarak yakın zamanda Cizre Kaymakamı’nın korumasının kaçırıldığı bir alandan bahsediyorum.

Bu iş siyasetçilerin gelecek hesaplarına ve hamasete asla ve asla bırakılamayacak büyük bir risk taşıyor. Son kerteye geldik…Onu anlatmaya çalışıyorum!..

Yeniçağ

Bu Haberler ilginizi Çekebilir...

Nevşin Mengü’nün yeni adresi

Nevşin Mengü, Bavul dergisinde yazmaya başlıyor. Dergi, Mengü’nün temmuz ayı itibarıyla her ay yazacağını duyurdu. …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir